viyana bisküvisi yapmayı biliyorum ama bisküvi yazarken hala şaşırıyorum. burada kimse püskevit esprisi yapmasın zira benim anneannem de püskevit diyor geçen yıl ölen halam da diyordu hasan dayım da diyor vesaire vesaire yani pek komik gelmiyor bana ne bilim.
zaten şu an bana komik gelen pek bir şey yok açıkcası zira günüm romantizmi ağır basmış komedisi kendisini hissettirmeyen romantik komedi gibi. hani olur ya romantik komedi diye izlersin ağlarsın filan
açıkcası annem bana 450d almıyor diye değil hüznüm valla yani ya da ağzıma sıçan bir iki arkadaşımla -bunların hiçbiri olmadan önce- geçirdiğimiz vakitlerin ne kadar güzel olduğunu her gün biraz daha fazla anlamamla ilgisi de yok veyahut onu yirmili gündür görmeme rağmen hala en son birlikte otobüs beklediğimiz duraktan geçerken keşkeli cümleler kurmam da o kadar ilgisini çekmiyor hüznümün
zaten benim canım ayak serçe parmağıma oje süremiyor olmama sıkılıyor. oje demişken yine aklıma geliyor plastik aşk acılı günlük tutmaktan hoşlanmadığım gibi post yazmaktan da hoşlanmıyorum tabi ama yirmi dört gündür ne güzel gülüyordu eşek diyorum neyse işte güzel gülüyordu vakit yanındayken güzel geçiyordu ama ama ne oldu bilmiyorum zaten aslında canımı ben buna da sıkmıyorum.
yedi yaşındaki bir ”veled-i zina” mideme oturdu gitmiyor.
kahvaltı aslen birleşik bir kelimedir.
ama kaderde bizim bir araya gelmemiz yok sanırsam. böyle güzel güzel kahvaltı tabağı hazırlıyorum kendime ama bi türlü o tabaktakileri hazırlarkenki iştahımla yiyemiyorum.
sanırım benim yemek yemem masada benden başka oturan birinin daha olmasına bağlı. bir de keşke tabağa koyduğum üzümlere tuz atmasaydım peynir de pek tuzluymuş çay da soğumuş of.
rüyamda mimar sinana giriyordum yıllardır itü istiyor olmayaydım sevinirdim tabi ama rüyamda ve bittabi uyandığımda biraz burukluk hakimdi havaya. rüya lan demeyi ben de isterim ama ama aaamaa peki diyorum ‘rüya lan’
öğle ve akşam yemekleri olmasa anoreksik olduğuma inanabilirdim. neyse ki göbeğim bile var.
merhaba.
14. boş zamanlarımda ne yapıyorum bilmiyorum ben günü. bana dizi önerseniz mesela komiklikli, aileli, gençli veyahut ofisli, çalışanlı…
26 haziran pazar gününden beri çok boş. yani pazar günü sınavdan çıkıp onikide alışveriş merkezine girip sekizde çıkmamın ardından eve gelip film izleyip uyudum hayat o ilk gün ‘aeeooo ne güzel des çalışmıyoruz babacık’ temalı sevinmelerle geçiyordu. Pazartesi olup uyandığımda telefonla konuştum kahvaltı yaptım yine telefonla konuştum çay içtim yine telefonla konustum zira sınav kritiği yapan gençlerdik
pazartesi oniki otuzda telefon çaldı dışarı çıktık yemek yedik gezdik sinemaya gittik kuaföre gittik sonra yine yemek yedik dört yıldır saçları belinde olan aragonlu bi anda oğlan tıraşına terfi etti fotoğraflarını çektik saçlarını annesi çantaya attı kabak delip boncuk geçirip lamba yapma kursuyla konuştuk kurs kapanmışmış yeniden açılabilirmişmiş tabi bütün bu anlarda telefondan facebooka girdik filan
salı oldu birileri geldi yerli turist aldık şehri gezdirdik şehir alış veriş merkezi oluverdi hiç tanımadığın dişiler ve tanıdığın ama sana komik gelmeyen espriler yapan oğlanlarla -aslen hepsini çok seviyorum tabii- akşama kadar bizi mangoya götür şimdi poloya hadii zara yok muymuş ne olamaz başka bi alışveriş merkezine gidelim sonra bi baktık otobüsleri kalkıyor gittiler -özünde iyi insalar tabii-
içinde seda sayanlı şarkıların çaldığı arkada on iki yaşında bi kızla on dört yaşında bi oğlanın yiyiştiği harry pottera benzeyen garsonun olduğu bi cafede bi saat tek başıma bekledim sonra -burası çok güzel- balık ekmek yemeye gidelim dedi beni bi saat bekleten şahıs, ardından bi baktık tekne vayys gençler çıldrmış olmalı. tekne kiralamışlar doğum günümü kutladık. fasılcılara paraları yetmemiş canlarımın ama pasta çok güzeldi.
çarşamba oldu yine aynı naneler sabah kalktık dişimizi fırçaladık dışarı çıktık gezdik kahvaltıda tantuni yedim annesiz dostumun çamaşırlarını topladık, çamaşırlarını serdik, kargo yolladık başka bi arkadaşımıza gittik film izledik incir reçeliymiş peeh o kadından daha doktor zenanken nefret ettim ben o özgür kız ayaklarını canım kimsecikler yemez. eve geldik shameless diye bi dizi varmış sadece on iki bölümü olan dizi mi olur allaaşkına bi yıl ben sadece on iki bölümü mü merak edip yazın izleyeceğim kesin diye bekledim. neyse onu bitirdik
vee perşembeye gelince allahım bu nasıl bi rutin nasıl bi sıradanlık oldu yine sabah kalktım börek yaptım, çay demledim -son derece ciddiyim- böyle domateslere kekik nane zeytinyağı dökmeli, sosisli, patates, biber kızartmalı omlet yapmalı bi kahvaltı hazırladım kuzenimi uyandırdım cennete düştüğünü sandı bebe akşam diyete başladı tağbi. sonra bu sefer onla alışverişe çıktık oje moje aldık çatlıyormuş peeh üç lira yirmi beş kuruş verilir mi bi ojeye aldı işte diyorum ya bebe diye.
eve geldik film izledik dizi izledik başka bi halt ettiğimiz yok zaten bugün akasya durağı bile izledim yarın o kadar büyük bir boşluğa düşer ve ders çalışmaya başlarsam diye de çok korkuyorum.
böyle ikinci sınıf günlüğü tarzı bi post yazmış olmak da gurur verici hatta.






bi gideyim bari dedim.
pir gitmişim. bi aydır yokum, bir aydır tabiri caizse it gibi ders çalıştım o arada mezun olup kep atıp hayatının ilk alkollü meşrubağtını içen eski dostumuzu ayıltıp yine tabiri caizse gecemizi piç ettik. hemen şikayete başladım. aslında şikayet etmeyi bırakmak isterdim ama bunu söylemeden geçersem olmaz, dandik bi podyuma ikiyüz kişi sığmaya çalışırken ve bir de tombalacık ayaklarımı sıkı sıkı saran bir çift topuklu pabucum varken ya bu podyum çöker dee koca dönem sınava giremezseek dedim alt dönemin okul puanı ellilere düşerdi herhalde. neyse liseli muhabbetim sıkmadan ki artık formaliteleri de geçerek resmiyette liselilikten terfi etmiş bir birey olarakgeçsem iyi olacak. giyindik süslendik filan. anemin bi aylık maaşı benim mezuniyet masraflarıma gitmiş olabilirken yine de mutlu olabiliyor oluşum tabii bi garip. ama baksanıza nası heycanlıyız.


Eskiden Ezel izlerdim şimdi haftada bir ölüm haberi geliyor. Cansu Dere hariç baya özledim aslında.